
30 Ocak 2007 Salı
Sayın Yusuf Sağlam'a Açık Mektup

"Hüzün ki en çok yakışandır bize / Belki de en çok anladığımız" Hilmi Yavuz
Merhaba Hocam;
Size doğrudan yazmama neden olan, (aşağıya da bir kopyasını ilave ettiğim) yazınızı okuduğumda, uzun bir süre ekrana kilitlenip kaldım. Şaşkınlığımın nedeni elbetteki baraj konusunda daha önceden, üstelik yakından bildiğim düşünceleriniz değil; esas beni hüzünlendiren, içimi acıtan şey, aradan geçen 1.5 yıla ve zamanın sizi haklı çıkarmasına rağmen birilerinin uyarılarınızı ısrarla dikkate almamış ve hala harekete geçmemiş olmasıdır. Biz hep mi haklı çıkmak zorundayız hocam? Keşke Yusufeli barajı konusunda zaman bizi yanıltsaydı. Aylardır bu sitede, (www.yusufelim.com) yıllardır memlekette dilimiz döndüğünce anlattığımız şeyler, bir bir başımıza gelmek zorunda mıydı? Sakın yanlış anlamayın; bu cümleleri yazarken giderek karamsarlığa düştüğüm anlaşılmasın, tam tersine her zamankinden daha iyimserim. Demek istediğim aslında şu, yıllardır Yusufeli barajı konusunda yapılan yanlışları söylüyoruz, şimdilerde çok daha fazla kişi bu yanlışların farkında, geçmişte bizim "yanlış" dediğimiz politika ve uygulamaları savunanlar da zaman ilerledikçe haklılığımızı teslim eder oldu; gün geçtikçe de bu barajın büyük bir yanlış, yanlıştan öte büyük bir "vehamet" olduğunu kavrayanların sayısı artıyor. Ama siyasi karar alıcılar ve onların karar almalarında etkili olan çevreler buna karşılık ne yapıyor? Sadece yanlışı, yeni bir yanlışla düzeltmeye çalışıyor. Bunu yaparken de gittikçe tıkanma noktasına geliyor, açmazlar her geçen gün artıyor.
Yusufelilileri yerinden yurdundan ettikten sonra hiçbir şekilde yeni bir ilçenin ne fiziki ne de iktisadi açıdan kurulamayacağını defalarca söylediniz, söyledik. Alternatif projenin herzaman hazır olduğunu yıllarca söylediniz, söyledik. İnsanımızın kırk yıldır çaresizliğe terkedildiğini, belirsizliğe mahkum edildiğini yıllarca söylediniz, söyledik. Davulu boynunuza asıp, tüm riskleri göze aldığınızda arkanızdaydık; Çoruha masa koyup gerçekleri haykırdığınızda da yanınızdaydık. Yazınızda son derece masum ve haklı bir soru soruyorsunuz: "..koca bir ilçeyi yutan, yöre halkını kökten yok edip mağdur eden projenin hayata geçirilmek istenmesi nedendir. Bu iştahın sebebi nedir?" Ben kendi payıma, bu iştahın sebebini defalarca yazdım, söyledim; bu forumlarda ve memlekette defalarca tartıştık, söyledik. Bu iştahın sebebini elbetteki benden çok daha iyi ve çok daha yakından biliyorsunuz hocam; bu iştahın sebebinin ekonomi-politik olduğunu,insanları ve çevreyi ve geleceği hiçe sayan, bütün güdüsü daha fazla kar etmek olan ulusal ve uluslararası sermayenin siyaset üzerindeki baskısı olduğunu, geleceğimizi karartmak isteyenlerin, Yusufeli insanı başta olmak üzere halkımızı her tür dezenformasyon, yanlış bilgilendirme ve her türden ayakoyunlarıyla gerçeği gizlemeye çalışan sermaye-siyaset-bürokrasi üçgenindeki bir avuç zavallı olduğunu biliyoruz. Evet onlar zavallıdır çünkü bile isteye insanlara acıyı yaşatanları, işlerine gelmeyen çözümleri görmek istememek konusunda ısrar edenleri, ben zavallı olarak görüyorum. Suçluluğun telaşıyla bugün koşuşturanlar, yarın pılını pırtını toplayıp bu vadiden ebediyen çekip gidecekler.Buna olan inancımız olmasa çoktan çıldırırdık bu karanlıkta, değil mi hocam?
Benim gibi yüzlerce, binlerce Yusufelili gencin yetişmesinde büyük emeği olan siz saygıdeğer hocam; gerek öğretmenlik, yöneticilik yıllarınızda gerekse iki dönemdir Belediye Başkanı olarak, Yusufeli insanı ve sorunlarıyla yatıp kalktığınız yıllarda belki umutsuzluğa kapıldığınız, kendinizi yalnız hissettiğiniz zamanlar olmuştur; belki şairin "Hak bellediğin yolda yalnız yürüyeceksin" düsturunca yol aldığınız zamanlar da olmuştur; ne var ki şimdi her zamankinden daha çokuz; her zamankinden daha güçlüyüz, yalnızca bu sitede kayıtlı olan üye sayımız ilçe nüfusunun yarısı kadar, ziyaretçi sayımızla beraber bir Yusufeli de bu sanal ortamda gerçekleri tartışıyor. Gerek Yusufeli'ndeki gerekse değişik şehirlerdeki hatta ülke dışındaki Yusufelililer olarak gün geçtikçe ortak paydada toplanmaya, artık daha da fazla geç kalmadan yeni bir solukla ve bütün direncimizle baraj belasını bertaraf etmeye çalışıyoruz. Tam da bu noktada sizin desteğinizi bir kere daha duymak, bizde zaten varolan moral ve cesareti daha da artıracaktır.
Siz bize yıllarca kimya anlattınız; şimdilerde ben kendi payıma insanın ve tarihin kimyasını anlamakla meşgulum, insanlık tarihiyle ilgili okuduklarımdan öğrendiğim bir şeyler var mutlaka; ama hepsinden önemlisi tarih okuyarak tarihi koklamayı, yaşadığımız zamanı sezmeyi öğrendim. Şimdi Yusufeli'nin ve Çoruh vadisinin tarihinde ciddi bir kopuş noktasına geldiğimizi herkes biliyor elbette; ama size yazmamda ki esas nedenlerden biri de budur hocam, üçbinyıllık Yusufeli vadisinin tarihi yeni bir yüzyılın başında bize bir oyun oynuyor ve şimdiki sahnenin tarihsel aktörlerinden biri de sizsiniz; elbette ki gücünün yettiği ölçüde mücadele eder insan ama tarihin bize gösterdiği bir şey daha var: haklı olanın gücü de öfkesi de hakkından beslenir. Hak ise er geç çıkar ortaya. Hakkın ortaya çıkışı tarihsel olarak belki uzun zaman alır biz yaşayanlar için; lakin upuzun insanlık tarihinde küçük adımlarla başlamış tüm hak arayışları. Köleliğe ilk başkaldıran olmasaydı, isyanlar kesintisiz devam etmeseydi ortaçağlardan çıkmak için binlerce yıl daha geçecekti şüphesiz ama yine de birisi, birileri çıkıp haklı olarak isyan edecekti.
İnsanlık tarihi için belki küçük ama Yusufeli tarihi için büyük bir adım atmak istiyorsak, bu büyük adımın atılmasına omuz verecek kişilerin başında şüphesiz siz de varsınız; geçmişte olduğu gibi bugün de! Geçmişten daha çok bugünlerde ihtiyaç duyduğumuz dayanışma için dünden daha istekli olacağınıza şüphem yok hocam; ben aslında size tüm üyelerimizin isteğini dile getiriyorum: yanımızda, önümüzde olmaya devam ediniz, bunu daha çok hissetmek daha çok bilmek hem sizin için hem tüm Yusufelililer için çok daha hayati bir önem arzediyor. Bir yazınızdan yola çıkarak kaleme aldığım bu satırları cevabi bir beklenti amacıyla değil, sesli düşünerek, toplu düşünerek yazdığımı belirtir; saygılarımı sunarım.
Not: Aşağıdaki yazı, 2005 yılının 5. ayının 5. günü sayın Belediye Başkanımız Yusuf Sağlam tarafından Coşkun Çoruh dergisi için kaleme alınmıştır. Dikkatle okumanızı ve değişenlerle değişmeyen şeyleri anlamaya çalışmanızı özellikle ricam ediyorum. Sayın Başkanımızın hedefi 12 den vuran tespitleri ve uyarılarının dikkate alınmadığı gibi tam bir yıl sonra aynı hatanın yeniden işlendiğini görmek hüzünden öte bir acı! Saygılarımla..
YUSUFELİ BARAJININ YAPILIP YAPILMAYACAĞI
Yusufeli barajının yapılıp, yapılmayacağı hergün ,her saat belki her dakika insanımız tarafından takip edilmekte; sonucun ne olduğu hususu merak konusu olmaktadır. Saygıdeğer hemşehrilerim ,şunu kesin olarak bilsin ki; Hükümet bu barajı her ne hikmetse yapma isteğinde; Yusufeli halkı ise ilçeyi yok edecek ikili formülasyonla ifade edilen barajın değil, üçlü formülasyonla ifade edilen barajın yapılmasında taraf olduğunu müdeatit kez yetkililer ve sivil toplum örgütleri açıklamıştır. Yine Yusufeli halkı birçok gerçeği çok iyi bilmektedir, Türkiye’ de onlarca devam eden baraj inşaatlarının bir kısmı durdurulmuş, bir kısmı iptal edilmiş, hatta mevcut devrede olan barajlarda da % 25-30 lar seviyesinde çalışmakta iken ; hatta bitirilip su doldurulmayan baraj mevcutken; koca bir ilçeyi yutan, yöre halkını kökten yok edip mağdur eden projenin hayata geçirilmek istenmesi nedendir. Bu iştahın sebebi nedir; yetkilerin dost doğru bilgi ve belgeye dayalı açıklama yapmaları gerekmektedir. Hele belli bir seviye ye çıkmış, saygınlığı olan bir kısım siyasilerin yollara düşüp, bu barajın yapılması yönündeki ikna turlarını anlamak mümkün değildir. Her bir girişimin kafalardaki bıraktığı soru işaretlerini yetkililerin Türk kamuoyuna açıklamaları gerekmektedir. Bir kez daha Yusufeli halkı adına acı bir şekilde haykırıyorum. Bu mazlum insanların kaderiyle kimse oynamaya kalkmasın. Yusufeli mevcut yerinde var olduğu sürece hayatını devam ettirebilecektir. Aksi halde mevcut ilçe Yusufeli’ni baraj sebebiyle yok edip; yine Yusufeli coğrafyası içerisinde yeni bir Yusufeli ilçesi kurarak devamiyet beklentisi içinde olanlar bu insanlara ihanet etmiş olacaktır. Çünkü böyle Yusufeli yaşamayacaktır. Tıpkı görünen köy kılavuz istemez misali gibi. Halk ayakta, teyakkuz içerisinde gelişmeleri bekliyor. Hükümet yetkililerimizden halkı daha fazla heyecanlandırmayacak; halkın isteği doğrultusunda projeleri hayata geçirmelerini istiyorum. 8 Nisan 2005 günü Yusufeli meydanında her türlü engellemelere vede herbir yöreye ilçe olma yönündeki mesajlarla kuru ve boş beklenti içerisine itilmelerine rağmen toplanan binlerce insan, o meydanda “Bizim Başka Yusufeli’miz Yok”diye haykırışını Mısır’da sağır sultan duyar oldu, ancak bizim yetkililerimiz duymaz oldular. Ama birgün gelecek bu gerçeği onlarda istemeselerde duyacaklar. Ancak istiyoruz ki iş işten geçmeden, bu insanlar daha fazla incitilmeden bu kararlar alınsın. Hele hele mahkeme aşamasında olan 19/04/2005 tarihinde duruşması yapılan henüz ara karar aşamasındaki dava devam ettiğinden bu kadar aceleci olmak gerçekten insanların kafasını karıştırıyor. Ne uğruna 30 bin insan maddi ve manevi değerlerini kaybettiğinin cevabını bulmak istiyor. Ayrıca Yusufeli halkını üzen en önemli yazılardan birisi en yetkili ağızlardan Sayın Başbakanın helikopterle Yusufeli coğrafyasını havadan izleyerek yerleşim yerinin tespit edileceği yönündeki açıklamalardır. Sayın Başbakanımıza saygımız sonsuzdur. Ancak Sayın Başbakan yerleşim Yeri tesbit uzmanı değildir, bu coğrafyayı tam anlamıyla bilen birisi hiç değildir. Sayın Başbakanımız Yusufeli halkıyla karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Bu doğru değildir. Hedef insan olarak Sayın Başbakan gösteriliyor. Görünen o ki yörede incelemelerde bulanan muhterem heyetler coğrafi zorluklar sebebiyle uygun yeni bir yerleşim yeri bulamamanın sıkıntısıyla faturayı sayın Başbakanımıza kesmeye çalışıyorlar. Başbakanımızın uzaydan incelemeyle bir yer tespitinin yapılmayacağı yönündeki kanaatimiz kesindir. Öyle umuyoruz ki havadan değil, karadan ilçemizi coğrafyasını birlikte gezer ve inceleme yaparsak bu coğrafya da mevcut ilçe merkezi dışında bir ilçe merkezinin olmayacağını,barajın yapılması halinde insanların büsbütün mağdur olacaklarını, ilçenin dağılacağını; yeni kurulacak yerleşim merkezinin ise ancak mevcudun 1/6 sını toplayabileceğini görülecektir. Yusufeli halkı olarak sayın Başbakanımızı ilçemizde ağırlamak; sorunlarımızı da yüz yüze konuşmak istiyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle tüm hemşehrilerime selam ve saygılarımı sunmadan diyorum ki Yusufeli mevcut yerinde anlamlı olacaktır. Başka Yusufeli de olmayacaktır. Onun için Yusufeli- Artvin iki formülasyona HAYIR; Oltu-Artvin-Kirazlı üçlü formülasyanla ifade edilen alternatif baraja EVET diyoruz. 05/05/2005 Yusuf SAĞLAM
Kaynak:http://www.coskuncoruh.com/dergi/include.php?path=content/articles.php&contentid=62&PHPKITSID=9482c4a01f243583def9c7649d37c550
ÇED Raporu Ne Demiyor?
Yeryüzü Kardeşliği (Friends of the Earth) örgütünün Yusufeli Barajı ile ilgili olarak yayımladığı ikinci rapor, Çevre Değerlendirme (ÇED) ile ilgili. Raporun tamamı henüz Türkçeye çevrilmedi, burada da kısaca önemli noktalarını ve soruları aktaracağım. Rapor, genel olarak Yusufeli barajının çevresel değerlendirmesini ele alıyor ve ENCON'un hazırladığı ÇED raporunun ne kadar eksik ve bilimsel verilere dayandırılmadan yazıldığını sorguluyor.
ENCON'un raporu hazırlarken bazı temel kriterleri es geçtiğini, özellikle tehdit altındaki türler hakkında hiçbir ayrıntılı ve doyurucu bilgi içermediğini belirtiyor. Tür sayılarının azaltılması bir yana, adlarını bile doğrudüzgün anmayan ENCON raporunun en önemli handikapı da bu zaten, türlerini yazdıklarının da ileride ne olacağını yazmadıklarını zaten okuyunca biz de görüyoruz. Mevsimsel olarak hiç bir tür takibi yapılmadığı gibi, bu konuda daha önce yapılmış olan çalışmalara da hiç değinilmiyor. Ayrıntısını ilerde yine yazarım ama şimdilik 15 soruyu çeviriyor ve benim bulabildiğim, daha doğrusu bulamadığım cevaplarımı yazıyorum buraya:
1-Taraflar hangi nedenlerle Dünya Bankası ilkelerini tam olarak uygulamıyor? Bilmiyoruz!
2-Çoruh Havzasında toplam 27 baraj yapımı planlanırken neden bölgesel çevre değerlendirme raporu yok?Bilmiyoruz!
3-Bölgesel çevre değerlendirme raporu ne zaman yapılacak?Bilmiyoruz!
4-Sektörel çevre değerlendirme raporu hazırlandı mı, hazırlanmadıysa ne zaman hazırlanacak?Bilmiyoruz!
6-Bu projeden etkilenecek olan toprakların yasal statüsü nedir?Bu topraklar için bir alan haritası var mı?Bilmiyoruz!
8-Yusufeli barajının ekonomik ömrü nedir? 35-50 yıl arası maksimum
9-Yusufeli barajının ömrü tamamlandığında ne olacak?Bilmiyoruz!
10-1998-2000 yılları arasında yapılan saha çalışmalarının amacı ve sonuçları neydi, hangi yöntemler kullanıldı?Bilmiyoruz!
11-Ağaç, bitki, hayvan,memeli dağılımı bilgilerinin kaynağı nedir?Bilmiyoruz! Çünkü raporda hiçbir referans yok!
12-Mevsimsel fauna ve flora araştırması yapıldı mı?Biz görmedik, bir gören de çıkmadı!
13-2004e ait flora ve fauna bilgileri toplanırken hangi yöntem kullanıldı?Masabaşı yöntemi!
14-Yaşamı tehlikeye girecek olan türlerin her biri için gerekli olan (hayatını devam ettirmesi için) yaşam alanı nedir? Türlerin sayısı bile yarıdan az gösterilmişken, onların hayatlarını nasıl devam ettireceğini tabbi ki hiç yazmamışlar, memelilerin en kalabalığı olan biz insanları ise hiç kaale bile almamışlar!
15-Yaban Keçisi Yönetim Planı'nın tavsiyelerini hükümetin uygulama yükümlülükleri nedir(ne durumdadır?)Bilmiyoruz!
Bildiğimiz bir şey var ki zaten ENCON raporunu okuyan herkesin anlayabileceği şey, bu rapor tamamen "uluslararası kredi kuruluşlarının gereksinimlerini karşlılamak için hazırlanmıştır". Rapor aynen böyle diyor zaten.
Encon tarafından hazırlanan ÇED raporunun tam metnine şu linkten ulaşılabilir: http://www.dsi.gov.tr/yusufeli_ced_nihai_tr.htm
Durum Değerlendirmesi (Kasım 2006)
Yusufelim.com'da, üye sayımızın üçbine yaklaştığı, (Ocak 2007'de dörtbine yaklaştık) her geçen gün baraj karşıtlığının arttığı, eylemlilik adına yavaş yavaş da olsa kıpırdanmaların başladığı, birleşime üç çiçek atmamızın bile yakın takibe alındığı, dış kredi meselesinin sessizce halledilmeye çalışıldığı, "yusufeli barajına başladık" demek için de olsa ilk göstermelik çalışmaların yapıldığı, nihayetinde seçimlere de yaklaştığımız kritik bir dönemden geçiyoruz. Dananın kuyruğu kopmasın isteyen Sermaye, yapıştığı ranttan kolay vazgeçmeyecek; siyasiler ise ses çıkmadığı müddetçe zaten rahat; gidişata dur diyecek olan yine biziz. Barajın kendisini tartışmayı hem de çok uzun süredir yaptık; yusufeli barajının "akla zarar, sermayeye kar" bir proje olduğunu defalarca söyledik, yazdık; artık konu bu değil, mesele haklı olduğumuz konuyu doğru araçlarla doğru yerlere taşımak meselesi. Ve tabii daha da önemlisi örgütlenme ve eylem meselesi. Bunlar üzerinde daha fazla durarak, daha çok düşünce ve eylem üretme dönemine girdiğimiz ortada, altı ay önce ortaya koyduğumuz YUSUFELİ İNİSİYATİFİ önerisine dünden daha yakın bir noktadayız aslında, lütfen altı ay içinde bu forumlarda neleri aştığımızı, zamanın kimi haklı çıkardığını, şu an itibariyle de kimlerin daha güçlendiğini bir düşünelim..Artık haklı çıkmak gibi bir derdimiz olmamalı; evet haklıyız ama isteklerimizi ve hakkımızı daha geniş destekle sürdürmek zorundayız ve bunun için daha çok çaba harcamamız gereken bir noktadayız.
Bu sitede (www.yusufelim.com) başından beri mücadele veren arkadaşlarımdan hiçbirisinin, pireye kızıp yorganı yakmayacaklarını biliyorum; birilerinin hala aylar sonra bile üstünkörü bir kaç satırla moralimizi, motivasyonumuzu bozmaya çalışması hiç sorun değil, sorun da bu zaten karşımızda eskisi gibi çıkıp ben şu şu nedenden barajı istiyorum diyen kişi yok etrafta..Sayın Naci Özen'in de katılımıyla, daha da güçlendiğimiz bu dönemde, artık barajın kendisinden çok nasıl engeleyebileceğimizi, neler yapabileceğimizi daha somut ve daha pratik bir zeminde tartışmamız gerekecek.
Yusufeli barajının giderek daha çok kişi tarafından farkedilmeye başladığını gözlemliyoruz; önümüzdeki aylarda, bizlerin de çabasıyla konunun ulusal ve uluslararası gündemde daha çok seslendirildiğine şahit olacağız; işte tam da bu noktada en çok görev bu sitede biraraya gelen bizlere düşecek.. Saygılarımla.
Not:İçerisi dışarısının kalmadığı dünyada, Yusufeli hakkında her dilden yazı bulmak mümkün; son aylardaki iki önemli dış gelişmeyi de burada özetliyorum..Belki bilmeyenler için hatırlatalım, konsorsiyumdaki Alstom şirketi Fransada 2005 yılında rüşvet skandalıyla anılan bir şirket..! 27 Eylül 2006 tarihli Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen “ilerleme raporu”nun 26 nolu maddesinde, Türkiye hükümetinin A.B çevre kriterlerine uymaksızın devam ettiği projelerden birisi de Artvin ili Yusufeli Barajıdır diyor. Bkz.: http://www.europarl.europa.eu/sides/getDoc.do?pubRef=-//EP//TEXT+TA+P6-TA-2006-0381+0+DOC+XML+V0//EN
Yusufeli Barajının, Biyolojik açıdan Çevresel Etki Değerlendirmesi başlıklı yeni raporu Berne Declaration ve Friends of the Earth için kaleme alındı. Bu rapor, yangından mal kaçırır gibi, son derece lakayıt bir şekilde yazılan ENCON’un ÇED raporunu satır satır eleştirmekle kalmıyor, sonuç bölümünde bizim bile unuttuğumuz soruların hepsini birden soruyor: (teknik, çevresel, siyasal ve ekonomik konularda toplam 59 soru var, bir kaç tanesi şöyle:Yusufeli barajı da dahil tüm Çoruh Havzası için bölgesel bir çevre değerlendirme raporu ne zaman yapılacak? Sektörel(sektörler bazında) değerlendirme raporunuz var mı, yoksa ne zaman hazırlamayı düşünüyorsunuz?, Yusufeli barajının ekonomik ömrü nedir? Ekonomik ömrü tamamlandıktan sonra Yusufeli barajı ne olacak? Hazırlanan ÇED raporunda floranın mevsimsel takibi yapıldı mı, neden tüm türlerin adı bile tam olarak yok, ÇED için veri toplamada hangi yöntemler kullanıldı, ayrıntılı analizler neden yapılmadı v.b.)
Bu önemli rapor aynı zamanda ECA WATCH (Dış Kredi Ajanslarını İzleme Komisyonu) isimli uluslararası örgüt tarafından Ekim ayı (2006) bülteninde yayınlandı. Bu örgütün amacı, kredi veren kuruluşların, vermeyi düşündüğü kredilerle uygulanacak olan projeleri mercek altına almak, eğer çevreye ve insana zararı varsa bu projeyi uluslararası kamuyou önünde teşhir etmek ve kredinin verilmesini engellemek için çaba harcamaktır. Karşı çıktığı krediler, projeler arasında Fransız nükleer amaçlı dış kredi de var, Rus ordusunun dış kredisi de var..Yani 9 dilde yayın yapan, uluslararası kamuoyu oluşturmada etkili bir örgüt. Örgütün sayfası:
http://www.eca-watch.org/ Rapora ise bu linkten ulaşılabilir: http://209.85.135.104/search?q=cache:fNhDJJYiVGAJ:www.eca-watch.org/problems/dams/Comments_Yusufeli_EIA_9oct06.pdf+%22yusufeli+dam%22&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=10
23 Kasım 2006 Perşembe
(dez)enformasyon
Enformasyon çağı aynı zamanda "çelişkiler çağı", yani bir yandan çıkar grupları, iktidarlar ve her türden otorite kendi lehine olmak üzere, medya ve iletişim araçlarıyla müthiş bir (dez)enformasyon bombalayor, öte yandan da artık dünya sanıldığı kadar "kapalı" değil! Demem o ki, Yusufeli barajında da bugüne kadar dezenformasyonun (yani kamuoyunu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirmenin) alasını yaptılar, bilmem Yusufelinde yapılan sözümona anket çalışmasından haberiniz var mı?
Ayrıntısına, yasal olarak da fazla değinemeyeceğim bu çalışmanın sosyolojik açıdan doğru ve etik olduğunu savunacak, aklıbaşında bir tek akademisyen bulamazsınız. Yalnızca şu kadarını söyleyeyim, ankette en hayati soru olan ve tarafsızlığı ve sağlıklı bir değerlendirme açısından zorunlu olan en temel soru dahi sorulmamıştır: YUSUFELİ'NİN BARAJ OLMASINI İSTİYOR MUSUNUZ? Bu kritik sorunun yerine Barajdan sonra nereye gitmeyi planlıyorsunuz türünden bir soru ikame edilmiştir. Bu bana Azerbaycandaki Cumhurbaşkanlığı seçimini hatırlatıyor, tek lider Aliyev yeniden cumhurbaşkanı seçilirken sandık pusulasında şu ifade yeralıyordu: Haydar Aliyev Cumhurbaşkanı olsun, değil mi? Şıklar evet ve hayır. Bu ifadenin tam Azericesi daha komik oluyormuş, yani seçmezsen sen bilirsin babından bir anlam çıkıyor! Ankete katılanlar daha iyi hatırlayacaktır alalacele ve önemli bir nüfusu da dışarıda bırakan bu çalışmayı. Ayrıntıya inmeyen, açık uçlu soruların geçiştirildiği, muhatabın kişisel görüşlerini ifade edebilecek soruların yeralmadığı, dar seçeneklerden birini tercihe zorlanıp ardından bu tercihe yönelik yeni soruların sorulduğu bir anket; ve bu anketin bir sonraki aşaması da malum: "Bakın işte anket yaptık, halkın şu kadarı baraj sonrasında..."deme hakkı!
Üstelik bu anketin sonuçlarını ne o zaman ne de şimdi bilen, gören, tartışan yok! Yani bilgiyi veriyorsunuz ama ne şekilde işlenip yorumlandığı konusunda bilgi edinemiyorsunuz!
Bu yalnızca bir örnek; yoksa zaten bazı gazetelerin yalnızca Erzurum ve Trabzon baskılarında yeralan bölge haberleri sayfalarında dezenformasyonun kralını görebilirler..Nedir, halkımız kahvede, berberde otururken, acaba bizim ilçeden haber var mı diyerek merakla açacağı bölge sayfasında çoğu zaman kaynak belirtilmeden yazılan aslı astarı olmayan rakkamlar, tarihler görecek, pılını pırtını toplama zamanının geldiğine inanacaktır.
Dar zamanlarda yaşıyoruz hepimiz, günün yorgunluğunun üstüne belki adamakıllı düşünecek vakit bile bulamıyoruzdur, çağın esprisi dedik ya bu durum en çok halihazırdaki işlerine çomak sokulmasını, muhalefet edilmesini istemeyenlerin işine yarıyor muhakkak ve yine cesareti, siyasetin artık daha fazla kapalı olmasına tahammül edemiyor hale gelişimizden alıyoruz herhalde...
Ayrıntısına, yasal olarak da fazla değinemeyeceğim bu çalışmanın sosyolojik açıdan doğru ve etik olduğunu savunacak, aklıbaşında bir tek akademisyen bulamazsınız. Yalnızca şu kadarını söyleyeyim, ankette en hayati soru olan ve tarafsızlığı ve sağlıklı bir değerlendirme açısından zorunlu olan en temel soru dahi sorulmamıştır: YUSUFELİ'NİN BARAJ OLMASINI İSTİYOR MUSUNUZ? Bu kritik sorunun yerine Barajdan sonra nereye gitmeyi planlıyorsunuz türünden bir soru ikame edilmiştir. Bu bana Azerbaycandaki Cumhurbaşkanlığı seçimini hatırlatıyor, tek lider Aliyev yeniden cumhurbaşkanı seçilirken sandık pusulasında şu ifade yeralıyordu: Haydar Aliyev Cumhurbaşkanı olsun, değil mi? Şıklar evet ve hayır. Bu ifadenin tam Azericesi daha komik oluyormuş, yani seçmezsen sen bilirsin babından bir anlam çıkıyor! Ankete katılanlar daha iyi hatırlayacaktır alalacele ve önemli bir nüfusu da dışarıda bırakan bu çalışmayı. Ayrıntıya inmeyen, açık uçlu soruların geçiştirildiği, muhatabın kişisel görüşlerini ifade edebilecek soruların yeralmadığı, dar seçeneklerden birini tercihe zorlanıp ardından bu tercihe yönelik yeni soruların sorulduğu bir anket; ve bu anketin bir sonraki aşaması da malum: "Bakın işte anket yaptık, halkın şu kadarı baraj sonrasında..."deme hakkı!
Üstelik bu anketin sonuçlarını ne o zaman ne de şimdi bilen, gören, tartışan yok! Yani bilgiyi veriyorsunuz ama ne şekilde işlenip yorumlandığı konusunda bilgi edinemiyorsunuz!
Bu yalnızca bir örnek; yoksa zaten bazı gazetelerin yalnızca Erzurum ve Trabzon baskılarında yeralan bölge haberleri sayfalarında dezenformasyonun kralını görebilirler..Nedir, halkımız kahvede, berberde otururken, acaba bizim ilçeden haber var mı diyerek merakla açacağı bölge sayfasında çoğu zaman kaynak belirtilmeden yazılan aslı astarı olmayan rakkamlar, tarihler görecek, pılını pırtını toplama zamanının geldiğine inanacaktır.
Dar zamanlarda yaşıyoruz hepimiz, günün yorgunluğunun üstüne belki adamakıllı düşünecek vakit bile bulamıyoruzdur, çağın esprisi dedik ya bu durum en çok halihazırdaki işlerine çomak sokulmasını, muhalefet edilmesini istemeyenlerin işine yarıyor muhakkak ve yine cesareti, siyasetin artık daha fazla kapalı olmasına tahammül edemiyor hale gelişimizden alıyoruz herhalde...
Bu Baraj Asla Gerçekleşmeyecek!
Çocukluğumda EİE'nin o kirli mavi pikapları vızır vızır işlerken Yusufeli'nin baraj olacağına mümkün değil inanmıyordum. Tastamam şimdi de aynı inancımı koruyorum. Yaklaşık on yıldan fazla bir süredir de baraj konusuyla bizzat ilgileniyor, dönem tatillerinde ailemden çok gençlerle oturup dilimin döndüğünce buranın baraj olmayacağını anlatmaya ve siyaseten olup bitenleri izah etmeye çalışıyorum. Baraj hakkında bilgi edinmek için yazdığım dilekçelerin sayısını ben de unuttum; gelen cevapları ise unutmak mümkün değil; yalnızca resmi siteleri, resmi demeçleri, geçmiş siyasilerin birbirinden tutarsız açıklamalarını okumakla bile şunu rahatlıkla anlayabiliriz ki YUSUFELİ BARAJI KONUSUNDA DEVLETİN BELİRLİ VE TUTARLI BİR POLİTİKASI YOKTUR!
Yalnızca kendi hatırladıklarımı ve resmi yazışmaların açıkca söylediği tarihleri buraya yazayım isterseniz: Doksanlı yılların başında evimizin inşaatı devam ederken, net bir tarih telaffuz ediliyordu:bu baraj 1999 yılında tamamlanacak, daha sonra hafif bir rötüşla 2000'de ilçe boşaltılmış olacak dendi, ardından da düzenli olarak şu türden ifadeler kullanıldı: 2001 baharında temel atılıyor, 2002 Nisanında açılış yapılacak, 2003 Martında bir heyet geliyor temel atmaya, 2004 Eylül ayında ilk kazma vuruluyor, 2005 Mayıs ayında Başbakan temel atmaya geliyor, şimdi de 2006 Mayısı söyleniyor değil mi? (Bu yazının üzerinden de bir yıl geçti; Başbakan Mayısta gelmedi, Temmuz'da temel kesinkes atılıyor dendi, yine gerçekleşmedi; daha sonra Aralık dendi, şimdi ise Şubat 2007 deniyor ; yani önümüzdeki günlerde!!)
Bitiş tarihleri efsanesine hiç girmeyelim, benim bildiğim 2000lerden itibaren hemen her yılın adı geçmiştir bitiş yılı olarak. Bir kaç yıl öncesine kadar 2009 gösteriliyordu, şimdi 2012 tahmin ediliyor, yaşarsak birlikte göreceğiz 2015, 2017 tarihlerini de!
Sıkı bir arşiv takibinden benim görebildiğim şu ki, bu baraj asla GERÇEKLEŞMEYECEK! Nedeni basit: Ülkenin unutulmuş bir köşesinde Deriner Barajının gölgesinde bir rant kavgası var ve yıllardır bazı şirket ve gruplar baraj efsanesiyle bu rantı paylaşmaya devam ediyor! Yusufeli Barajının özellikle doksanların sonunda daha sık dile getirilmesi ve en önemlisi o tarihe kadar hiç kullanılmayan "Yusufeli olmazsa diğer barajların bir anlamı kalmaz" safsatası sizce de bir şey ifade etmiyor mu? Küçük bir hatırlatma yapalım; Yusufeli Barajı, 120 günlük AZINLIK HÜKÜMETİ tarafından ihale edildi. Nitekim Danıştay 10. Dairesi, Bakanlar Kurulunun böyle bir projeyi hukuken ihale etme yetkisinin bulunmadığına, "hukuka uyarlık bulunmamıştır" ifadesiyle karar verdi. Kamu yararının gözetilmediğinin altını çizen 14 sayfalık metindeki diğer iki gerekçe de şu: ÇED Raporunun ve karşılaştırılmalı fizibilite raporunun hazırlanmamış olması..
Yusufeli Barajı ne geçmişte ne de bugün VAZGEÇİLMEZ değildi(r).
Bunu en açık biçimiyle ortalama zekaya sahip herkes, Naci ÖZEN'in hazırladığı kısa metni okuyarak da anlayabilir. Nelerin karşılığında nelerin ebediyyen kaybedileceği çok açık bir şekilde ortadadır. Bunları belirttikten sonra kişisel bir düşüncemi daha paylaşarak bugünkü duruma geçelim. Tüm iyimserliğimle söylüyorum, Yusufeli Barajı halihazırdaki HÜKÜMETİN ÖNCELİĞİ DEĞİLDİR! Hükümet iki açıdan açmazda görünüyor; birincisi bu kadar büyük bir projenin finansmanı için DIŞ KREDİ BULMAK KESİNKES OLANAKSIZDIR, ikincisi alternatif enerji kaynaklarının sıkça tartışıldığı bir uluslararası ortamda soğuk savaş döneminden kalma ilkel mantıkla hazırlanan KISA ÖMÜRLÜ HİDRO ELEKTRİK SANTRALİ'nin bugün olmazsa yarın mutlaka daha sert biçimde ülke gündemine geleceği ve dahası SINIRLI İÇ KAYNAKLARIN İSRAF EDİLMESİ GERÇEĞİDİR!
Yusufeli Barajının, hükümetin önceliği olmadığını söyleyerek asla durup seyredelim önermesi çıkarılmasın; tam tersine esas şimdi daha güçlü bir şekilde Yusufeli Barajına karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Yazının başında dediğim gibi bu baraj ASLA GERÇEKLEŞMEYECEK , bize düşen de asla gerçekleşmeyecek ama yakında kırkıncı yılına varacak olan bu rant projesinin kasvetli gölgesini üzerimizde bir tek gün daha taşımadan bertaraf etmemizdir. Yani, rüzgarın esmesini beklemeden kendi rüzgarımızla bir an önce kara bulutları itelim ve belki iki kuşak sonra tertemiz bir Yusufeli nefesi soluyalım..
Yalnızca kendi hatırladıklarımı ve resmi yazışmaların açıkca söylediği tarihleri buraya yazayım isterseniz: Doksanlı yılların başında evimizin inşaatı devam ederken, net bir tarih telaffuz ediliyordu:bu baraj 1999 yılında tamamlanacak, daha sonra hafif bir rötüşla 2000'de ilçe boşaltılmış olacak dendi, ardından da düzenli olarak şu türden ifadeler kullanıldı: 2001 baharında temel atılıyor, 2002 Nisanında açılış yapılacak, 2003 Martında bir heyet geliyor temel atmaya, 2004 Eylül ayında ilk kazma vuruluyor, 2005 Mayıs ayında Başbakan temel atmaya geliyor, şimdi de 2006 Mayısı söyleniyor değil mi? (Bu yazının üzerinden de bir yıl geçti; Başbakan Mayısta gelmedi, Temmuz'da temel kesinkes atılıyor dendi, yine gerçekleşmedi; daha sonra Aralık dendi, şimdi ise Şubat 2007 deniyor ; yani önümüzdeki günlerde!!)
Bitiş tarihleri efsanesine hiç girmeyelim, benim bildiğim 2000lerden itibaren hemen her yılın adı geçmiştir bitiş yılı olarak. Bir kaç yıl öncesine kadar 2009 gösteriliyordu, şimdi 2012 tahmin ediliyor, yaşarsak birlikte göreceğiz 2015, 2017 tarihlerini de!
Sıkı bir arşiv takibinden benim görebildiğim şu ki, bu baraj asla GERÇEKLEŞMEYECEK! Nedeni basit: Ülkenin unutulmuş bir köşesinde Deriner Barajının gölgesinde bir rant kavgası var ve yıllardır bazı şirket ve gruplar baraj efsanesiyle bu rantı paylaşmaya devam ediyor! Yusufeli Barajının özellikle doksanların sonunda daha sık dile getirilmesi ve en önemlisi o tarihe kadar hiç kullanılmayan "Yusufeli olmazsa diğer barajların bir anlamı kalmaz" safsatası sizce de bir şey ifade etmiyor mu? Küçük bir hatırlatma yapalım; Yusufeli Barajı, 120 günlük AZINLIK HÜKÜMETİ tarafından ihale edildi. Nitekim Danıştay 10. Dairesi, Bakanlar Kurulunun böyle bir projeyi hukuken ihale etme yetkisinin bulunmadığına, "hukuka uyarlık bulunmamıştır" ifadesiyle karar verdi. Kamu yararının gözetilmediğinin altını çizen 14 sayfalık metindeki diğer iki gerekçe de şu: ÇED Raporunun ve karşılaştırılmalı fizibilite raporunun hazırlanmamış olması..
Yusufeli Barajı ne geçmişte ne de bugün VAZGEÇİLMEZ değildi(r).
Bunu en açık biçimiyle ortalama zekaya sahip herkes, Naci ÖZEN'in hazırladığı kısa metni okuyarak da anlayabilir. Nelerin karşılığında nelerin ebediyyen kaybedileceği çok açık bir şekilde ortadadır. Bunları belirttikten sonra kişisel bir düşüncemi daha paylaşarak bugünkü duruma geçelim. Tüm iyimserliğimle söylüyorum, Yusufeli Barajı halihazırdaki HÜKÜMETİN ÖNCELİĞİ DEĞİLDİR! Hükümet iki açıdan açmazda görünüyor; birincisi bu kadar büyük bir projenin finansmanı için DIŞ KREDİ BULMAK KESİNKES OLANAKSIZDIR, ikincisi alternatif enerji kaynaklarının sıkça tartışıldığı bir uluslararası ortamda soğuk savaş döneminden kalma ilkel mantıkla hazırlanan KISA ÖMÜRLÜ HİDRO ELEKTRİK SANTRALİ'nin bugün olmazsa yarın mutlaka daha sert biçimde ülke gündemine geleceği ve dahası SINIRLI İÇ KAYNAKLARIN İSRAF EDİLMESİ GERÇEĞİDİR!
Yusufeli Barajının, hükümetin önceliği olmadığını söyleyerek asla durup seyredelim önermesi çıkarılmasın; tam tersine esas şimdi daha güçlü bir şekilde Yusufeli Barajına karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Yazının başında dediğim gibi bu baraj ASLA GERÇEKLEŞMEYECEK , bize düşen de asla gerçekleşmeyecek ama yakında kırkıncı yılına varacak olan bu rant projesinin kasvetli gölgesini üzerimizde bir tek gün daha taşımadan bertaraf etmemizdir. Yani, rüzgarın esmesini beklemeden kendi rüzgarımızla bir an önce kara bulutları itelim ve belki iki kuşak sonra tertemiz bir Yusufeli nefesi soluyalım..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)